Vesikalı Çalışmak Nedir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme
İstanbul’un kalabalık sokaklarında, toplu taşımada, işyerlerinde karşılaştığımız insanlar genellikle mesleklerine dair etiketlerle tanınır. “Vesikalı çalışmak” terimi, insanların iş hayatlarındaki belirsizlikleri, hak ihlallerini ve ayrımcılığı açığa çıkaran bir kavramdır. Bu yazıda, vesikalı çalışmanın toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından nasıl bir etki yarattığını kendi gözlemlerimle irdeleyeceğim. Bu kavram, sadece bir iş tanımını değil, aynı zamanda toplumun nasıl sınıflandırdığını, ayrımcılığı ve fırsat eşitsizliklerini gözler önüne seriyor.
Vesikalı Çalışmak Nedir?
Vesikalı çalışmak, bir işin yasal, belgelenmiş ve sigortalı şekilde yapılması anlamına gelir. Ancak, günlük yaşamda bu terim daha derin bir anlam taşır. Çoğu zaman, bu kelime bir ayrımcılığın veya sınıfsal farkın işareti olarak karşımıza çıkar. İstanbul’da, sokakta yürürken, toplu taşıma araçlarında, işyerlerinde bazen insanların dışarıdan nasıl göründüğü, nereden geldikleri ve hangi işleri yaptıkları hakkında çıkarımlar yapabiliriz. “Vesikalı” olmanın anlamı, genellikle sosyal statüyü de belirler. Vesikasız çalışanlar, çoğunlukla daha düşük gelirli, güvencesiz ve sınıf ayrımına tabi bir iş gücünü temsil ederler.
Toplumsal Cinsiyet ve Vesikalı Çalışma
Vesikalı çalışmak, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini de derinden etkiler. İstanbul’un toplu taşıma araçlarında, işyerlerinde ya da sokakta, kadınların daha düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışma oranı erkeklere göre çok daha yüksektir. Özellikle kadınların “vesikalı” iş bulmaları, hem toplumsal normlar hem de iş gücü piyasasında var olan eşitsizlikler nedeniyle daha zordur. Bu durum, kadınların iş hayatındaki görünürlüklerini ve haklarını kısıtlar.
Birçok sektörde kadınların daha düşük ücretler aldığına şahit olurken, aynı zamanda “vesikalı” işlerde çalışma hakkına sahip olabilmek için ek zorluklarla karşılaştıklarını gözlemliyorum. Örneğin, bir AVM’de kasiyerlik yapan kadınların çoğunun geçici iş sözleşmeleriyle çalıştığını ve çoğu zaman sosyal güvenceye sahip olmadığını görmek, toplumdaki cinsiyet eşitsizliğini gözler önüne seriyor. Bu durum, kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanabilmelerinin önünde büyük bir engel oluşturuyor.
Çeşitlilik ve Vesikalı Çalışmanın Toplumdaki Yeri
İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde, çeşitlilik çok daha belirgin bir şekilde karşımıza çıkar. Farklı etnik kökenlerden gelen insanların aynı işyerinde çalışması, toplumsal cinsiyet rollerinin yanı sıra, etnik köken, sınıf ve gelir düzeyine bağlı olarak çeşitli sosyal ayrımcılıkların da gündeme gelmesine yol açar. Vesikalı çalışmak, farklı sosyal grupların iş gücüne katılımını engelleyen, fırsat eşitsizliği yaratan bir faktör olabilir.
Birçok göçmen işçinin, özellikle Suriyeli kadınların, güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalışması, onların “vesikalı” işlerde yer bulmalarını zorlaştırıyor. Bu insanlar, sosyal güvenlikten mahrum, uzun saatler çalışan, çoğu zaman “görünmeyen” emek olarak değerlendirilen grupta yer alıyorlar. Toplumda, bu işçilerin büyük kısmı düşük statülü işlerde yer almakta ve devletin sağladığı korumalardan yeterince yararlanamamaktadırlar. Bu durum, çeşitliliğin iş gücü piyasasına nasıl yansıdığını ve sosyal adaletin hangi noktalarda eksik kaldığını gösteriyor.
Sosyal Adalet ve Vesikalı Çalışma
Sosyal adalet, toplumsal eşitsizlikleri, ayrımcılığı ve fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırmayı hedefler. Ancak vesikalı çalışmanın genişlemesiyle birlikte, sosyal adaletin de yalnızca belli gruplar için geçerli olduğu görülüyor. İstanbul’un sokaklarında, özellikle düşük gelirli semtlerde, birçok insanın vesikalı işlere girebilmesi için yıllarca çaba göstermesi gerekebiliyor. Çoğu zaman, iş gücü piyasası bu kişilere yeterli fırsatlar sunmuyor, dolayısıyla “vesikalı” işlere girmek bir ayrıcalık halini alabiliyor.
Sosyal adaletin sağlanabilmesi için, devletin iş gücü piyasasında eşitlikçi bir yaklaşım benimsemesi ve tüm çalışanları sosyal güvencelerle koruması gerekiyor. Vesikalı çalışmak, sadece bir yasal zorunluluk değil, aynı zamanda insan onurunun ve temel haklarının korunması için gereklidir. Sokakta gözlemlediğim kadarıyla, “vesikalı” olmanın bir ayrıcalık değil, hak olması gerektiğini düşünen insanların sayısı giderek artıyor. Ancak bu hakkı elde edebilmek, çoğu zaman sadece ekonomik değil, toplumsal engelleri aşmak anlamına geliyor.
Sonuç
Vesikalı çalışmak, yalnızca bir iş tanımından ibaret değildir. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında, insanların iş gücü piyasasındaki yerini belirleyen önemli bir kavramdır. Toplumda, vesikalı çalışmak anlamına gelen “resmi” işler, çoğunlukla daha güvenli ve daha iyi maaşlar sunan işlerden oluşurken, “görünmeyen” emek çoğu zaman daha düşük statülü ve güvencesizdir. Sokakta, toplu taşımada ve işyerlerinde gördüğümüz bu eşitsizlikler, her gün daha belirgin hale geliyor. Sosyal adaletin sağlanması için, tüm bireylerin eşit koşullarda çalışma hakkına sahip olması gerektiğini unutmamalıyız.