Yonmedya ailesine merhaba! Bu içerikte “Körler rüya görür mü” hakkında kapsamlı bir rehber hazırladık.
Körler Rüya Görür mü? Görmenin Ötesinde Bir Hayal Dünyasına Yolculuk
Bazı sorular vardır, insanın aklına gece yatağa uzandığında gelir. “Yarın erken kalkabilecek miyim?” gibi klasik dertlerin yanında bir de beynin köşede oturup kahvesini içerken ortaya attığı tuhaf ama merak uyandırıcı sorular vardır: “Körler rüya görür mü?”
Ben de İzmir’de yaşayan 25 yaşında biri olarak bu tarz sorularla sık sık boğuşan insanlardanım. Arkadaş ortamında genellikle espri yapan, herkes gülerken kendisi de kahkahaya katılan bir tipim. Ama iş eve dönüp yatağa girme kısmına gelince beynim sanki gece vardiyasına başlıyor.
“Acaba bugün söylediğim o cümle komik miydi, yoksa herkes içinden ‘bu çocuk biraz fazla konuşuyor’ mu dedi?”
Beyin bazen gerçekten garip çalışıyor. Gündüz arkadaşları güldürmek için uğraşıyorsun, gece ise kendi kendine mahkeme kurup savcı, avukat ve hâkim oluyorsun. Neyse ki bazı sorular var ki insanı kendi dertlerinden çıkarıp daha büyük bir meraka sürüklüyor. İşte “Körler rüya görür mü?” sorusu da bunlardan biri.
Körler Rüya Görür mü? Cevabın İçinde Büyük Bir Merak Var
Kısa cevap: Evet, kör insanlar rüya görebilir.
Ama burada önemli olan nokta, herkesin rüyasının aynı şekilde yaşanmadığıdır. Biz gören insanlar rüyayı çoğu zaman görüntüler üzerinden düşünürüz. Sabah kalkınca “acayip bir rüya gördüm, her yer yemyeşildi” veya “uçuyordum, aşağıda denizi görüyordum” deriz.
Peki hiç görme deneyimi olmayan biri rüyayı nasıl yaşar?
İşte burada beynimizin ne kadar şaşırtıcı bir yapıya sahip olduğunu fark ediyoruz.
Rüyalar sadece görüntülerden oluşmaz. Sesler, kokular, dokunuşlar, duygular ve anılar da rüyaların büyük bir parçasıdır. Kör bir insan rüyasında bir şehrin görüntüsünü görmek yerine, o şehrin seslerini duyabilir, kalabalığını hissedebilir, kokularını hatırlayabilir.
Mesela İzmir’de yaşayan biri olarak düşünelim. Kordon’da yürürken martı seslerini, deniz kokusunu ve insanların hareketliliğini hissedersiniz. Gözlerinizi kapattığınızda bile bazı şeyleri zihninizde canlandırabilirsiniz.
Hatta bazen gözler açıkken bile görmediğimiz şeyleri beynimiz tamamlar.
Beynimiz biraz mahalledeki eski apartman yöneticisi gibidir. Her şeyi kontrol etmek ister.
“Bu bilgi eksik mi? Tamam, ben orayı doldururum.”
Rüyalar Sadece Gözlerle mi Görülür?
Çocukken rüyaların sadece görüntü olduğuna inanırdım. Çünkü benim için rüya demek fantastik filmler gibi sahneler demekti.
Uçuyorsun.
Koşuyorsun.
Bir anda okulda pijamayla geziyorsun.
Gerçi o sonuncusu bazen gerçek hayatta da olabilecek kadar korkutucu. Özellikle üniversite döneminde sabah derse yetişmeye çalışırken insan zaten rüya ile gerçek arasında kalıyor.
Bir keresinde arkadaşlarımla bu konuyu konuşurken biri şöyle dedi:
“Rüyada kör biri nasıl araba kullanabilir ki?”
Ben de hemen atladım:
“Ben rüyada araba kullanırken bile nereye gittiğimi bilmiyorum, kör olsam çok fark edeceğini sanmıyorum.”
Herkes güldü ama sonra düşündüm. Gerçekten de rüyalar bizim günlük mantığımızla çalışmıyor. Rüyada uçabiliyoruz, yıllardır görmediğimiz insanlarla sohbet edebiliyoruz, bazen hiç tanımadığımız yerlerde dolaşabiliyoruz.
Beyin rüyada kendi kurallarını yazıyor.
Bir anlamda herkes rüyasında biraz yönetmen, biraz senarist, biraz da başrol oyuncusu oluyor.
Doğuştan Kör Olanlarla Sonradan Görme Yetisini Kaybedenlerin Rüyaları Farklı mı?
Bu konu “Körler rüya görür mü?” sorusunun en ilginç taraflarından biridir.
Doğuştan kör olan kişiler genellikle görsel deneyime sahip olmadıkları için rüyalarında görüntüler yaşamazlar. Onların rüyaları daha çok ses, dokunma, hareket, koku ve duygular üzerinden şekillenebilir.
Sonradan görme yetisini kaybeden kişiler ise geçmişte gördükleri görüntüleri rüyalarında yaşayabilirler. Çünkü beyin daha önce oluşturduğu görsel hafızayı kullanabilir.
Bunu eski fotoğraf albümüne bakmaya benzetebiliriz.
Mesela benim çocukluk fotoğraflarım var. O fotoğraflara baktığımda sadece görüntüyü görmüyorum; o günkü ortamı, kimlerin olduğunu, hatta bazen havanın nasıl olduğunu bile hatırlıyorum.
Beyin gerçekten garip bir arşivci.
Dosya dolaplarını karıştırırken bazen hiç beklemediğimiz bir anıyı çıkarıyor.
“Bak bunu da unutmadın.”
“Ben unutmuştum ama?”
“Ben unutmadım.”
Beyinle tartışmak da mümkün değil zaten.
Körlerin Rüyalarını Anlamak İçin Kendi Hayal Gücümüze Bakmak
Bazen insanların anlamakta zorlandığı nokta şu oluyor: Görmediğimiz bir şeyi nasıl hayal edebiliriz?
Ama aslında hepimiz bunu yapıyoruz.
Hiç gitmediğimiz ülkeleri hayal ediyoruz.
Hiç tatmadığımız yemekleri merak ediyoruz.
Hiç yaşamadığımız gelecekleri kafamızda kuruyoruz.
Ben mesela bazen maaşım yatmadan önce zengin olduğum günlerin hayalini kuruyorum.
Banka hesabıma bakıyorum:
“Bir gün sen de değişeceksin.”
Banka hesabım:
“Tabii kardeşim, sen önce şu faturayı öde.”
Hayal etmek için her zaman gözlere ihtiyacımız yok. İnsan zihni sadece gördüklerini değil, hissettiklerini ve öğrendiklerini de kullanır.
Bir insan sevdiği birinin sesini duyduğunda gözleri kapalı olsa bile onu zihninde canlandırabilir. Bir şarkı duyduğunda yıllar önceki bir anıya dönebilir.
Rüya da biraz böyledir.
Körler Rüya Görür mü? Bilimsel Gerçeklerin Yanında İnsan Hikâyesi
Bilim bize beynin çalışma şeklini anlatır ama işin insani tarafı da çok önemlidir.
Çünkü rüya sadece görüntülerden ibaret değildir.
Rüyada bazen korkarız.
Bazen mutlu oluruz.
Bazen yıllardır görmediğimiz biriyle konuşuruz.
Bazen sabah kalkınca “Bu neydi şimdi?” diye tavana bakarız.
Benim en sevdiğim rüya türü ise tamamen saçma olanlar. Çünkü insan beyninin yaratıcılığı bazen gerçekten sınır tanımıyor.
Bir keresinde rüyamda arkadaşlarımla pazarda dolaşıyordum ve herkes ciddi ciddi karpuz seçiyordu. Buraya kadar normal.
Ama karpuzlar konuşuyordu.
Evet, yanlış okumadınız.
Karpuzlar.
Konuşan karpuz.
Sabah kalkınca düşündüm:
“Beynim gece boyunca bunu hazırlamak için mi çalıştı?”
Demek ki zihnimizin içinde hiç beklemediğimiz hikâyeler var.
Bu durum, kör insanların rüyalarını anlamamız için de güzel bir örnek. Çünkü rüya dediğimiz şey aslında beynin deneyimleri farklı şekillerde yeniden düzenlemesidir.
Rüyalar İnsanları Birbirinden Ayırmaz
Bazen bilmediğimiz şeylerden dolayı yanlış varsayımlar yapabiliriz.
“Kör biri hiçbir şey hayal edemez.”
“Görmeyen biri dünyayı anlayamaz.”
Bu düşünceler aslında gerçeği çok dar bir pencereden görmektir.
İnsan deneyimi sadece gözlerden oluşmaz.
Bir insanın dünyayı algılama şekli farklı olabilir ama bu onun daha eksik olduğu anlamına gelmez.
Hatta bazen biz gören insanlar gözümüz açıkken bile birçok şeyi kaçırıyoruz.
Telefon ekranına bakarken yanımızdaki kişinin mutsuz olduğunu fark etmiyoruz.
Koştururken güzel bir gün batımını görmüyoruz.
Arkadaşımızın “iyiyim” derken aslında iyi olmadığını anlamıyoruz.
Belki de bazen gerçekten görmek için gözlerden fazlasına ihtiyacımız var.
Gece Gelen Büyük Sorular ve Küçük Cevaplar
Hayat ilginç bir yer.
Gündüz işe, okula, faturaya, trafiğe, mesajlara yetişmeye çalışıyoruz.
Sonra gece oluyor ve beynimiz bize şöyle sorular soruyor:
“Körler rüya görür mü?”
“Evrenin sonu var mı?”
“Buzdolabını kapattım mı?”
Sonuncusu özellikle çok güçlü bir soru.
İnsan bazen yatağa giriyor, beş dakika sonra kalkıp mutfağa gidiyor. Çünkü beynin güvenlik sistemi devreye giriyor.
Ama bazı sorular gerçekten bizi büyütüyor.
“Körler rüya görür mü?” sorusu da bize şunu hatırlatıyor:
İnsan zihni sandığımızdan çok daha geniştir.
Hayal kurmak, hissetmek ve anılarla bağ kurmak için tek bir yol yoktur.
Kimi insan dünyayı renklerle hatırlar.
Kimi seslerle.
Kimi kokularla.
Kimi dokunuşlarla.
Ama hepimiz bir şekilde kendi iç dünyamızda yolculuk yaparız.
Sonuç: Rüyaların Rengi Değil, Anlamı Önemlidir
Körler rüya görür mü sorusunun cevabı aslında sadece “evet” değildir.
Bu soru bize insan beyninin ne kadar karmaşık, yaratıcı ve şaşırtıcı olduğunu gösterir.
Rüyalar gözlerin değil, zihnin alanıdır.
Bir insanın dünyayı nasıl deneyimlediği farklı olabilir ama hayal kurma yeteneği hepimizin ortak noktalarından biridir.
Belki de rüyaların en güzel tarafı budur.
Herkes gece olduğunda kendi hikâyesinin içine girer.
Kimi renklerle görür.
Kimi seslerle duyar.
Kimi hislerle yaşar.
Ve sabah olduğunda hepimiz aynı şeyi yaparız:
Alarmı kapatırız.
Beş dakika daha uyumaya çalışırız.
Sonra da “neden erken kalkmadım?” diye kendimize kızarız.
Çünkü insan olmak biraz da böyle bir şeydir.
Büyük sorular düşünürüz, küçük dertlerle uğraşırız ve her gece kendi zihnimizde bambaşka dünyalara yolculuk ederiz.